![]() |
||||||||||||||||
|
Tekrarda Yarar Var Bu yazının içinde, nelerin, niçin ve nasıl yapılması gerektiğine dair açıklamalar gerçi mevcuttu. Ama bulanıklığa fırsat vermemek için bir kez daha özetle tekrarlamakta yarar var. Ülkemiz, çok ağır bir kriz döneminden geçiyor. Bu kriz döneminin temelinde, büyük bir amaç bunalımı yatıyor. Amaç bunalımı ise, dünyanın en güçlü ülkelerine rağmen kazandığımız bağımsızlık savaşında, aynı amaçla bir araya gelmiş insanları, şimdi çeşitli sıfatlar altında karşı karşıya getiriyor. Bu oyuna gelmeyelim. Yetmiş yıl önce silahlı mücadele verip siyasi varlığımızı kazandık. Ama bunun sağlam temellere oturmasını mümkün kılacak ekonomik ve teknolojik mücadelede başarılı olamadık. Kurtuluşumuzun önderliğini yapanlar bize bu istikameti gösterdi. Ama bu istikamet, onların uzmanlığı dâhilinde değildi. Zaten vakitleri ve takatleri de yoktu. Şimdi yapılması gereken, yetmiş yılda, din adamlarımız da dâhil olmak üzere her alanda yetişmiş aydın kadrolarımızın bu doğrultuda yeniden ve amaçlı bir mücadeleye başlamasıdır. Bu mücadelenin temel ilkeleri, yetmiş yıl öncekinin güncel yorumundan ibarettir. Bu mücadele, hak edilmemiş, yapay ve üstelik adaletsiz bölüşülmüş aşırı tüketime dönük bir kişisel refah düzeyinden geri adım atmamızı ve kuşku yok ki uzunca sayılacak bir sıkıntılı dönemden geçmemizi gerektirecektir. Ama bunu başarmamız mümkündür. Zaten başka çaremiz de yoktur. Başarıyı sağlayabilmenin birinci koşulu, inançlı, muktedir ve istekli kadroların sivil ve yasal çerçevelerde teşkilatlanarak sınırsız ve zincirleme sorumlu biçimde ekonomik ve teknolojik ‘Kurtuluş Savaşı’na soyunmaları ve akıl bende, gayret ve fedakârlık başkalarında demeyerek, maddi ve manevi varlıklarını ortaya koymalarıdır. Bunu yapamayacak olanların ortaya çıkmamaları ve hiç değilse gölge etmemeleri gerekir. Başarının ikinci koşulu ise sıkıntılardan geçeceğimizi halka dosdoğru söylemek ama sıkıntıların da, bu mücadeleden doğacak refahın da, adaletli biçimde paylaşılacağına halkı gerçekten inandırmaktır. Muktedir ve istekli kadroların teşkilatlanmasında en akılcı yol, herkesin kendi uyum ve güven çerçevesinde uygun bir tüzel kişilikle bir araya gelmesi, sonra da bu uyum ve güven gruplarının işbirliği ve işbölümü kurmasıdır. Eğer biz bu toplumun bize sağladıklarından yaralanarak birtakım nitelikler ve varlıklar edinmişsek, şunu aklımızdan çıkartmayalım ki, karşımızda ‘yapsınlar’ diyebileceğimiz bir muhatap yoktur. Yapsınlar diyebileceğimiz her şeyin yapılmamasından biz sorumlu olduğumuz gibi, bunları yapacak olan da yine bizleriz, başkaları değil! Sorunlarımızın çözümünü kimseye havale edemeyiz. Biz, işgal edilmiş bir ülkede veya bir sömürgede dünyaya gelmedik. Çünkü bizden önceki kuşaklar, ülke sorunlarının çözümünü başkalarından beklemedi.
|
|||||||||||||||
|
||||||||||||||||
|
|
||||||||||||||||