![]() |
||||||||||||||||
|
Nasıl Teşkilatlanmalı Bu bölüme başlarken terminoloji konusunda anlayış birliği oluşturmak için kısa bir açıklamada bulunmak istiyorum: Özellikle Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz sürecinde Sivil Toplum Kuruluşu deyimi büyük yaygınlık kazandı. Sivil Toplum Kuruluşu (STK), İngilizce’deki Non Governmental Organisation (NGO) karşılığı olarak kullanılıyor. STK aynı zamanda ve kendiliğinden gönüllü toplum hizmeti amacı taşıyan kuruluş anlamına gelmez. STK’daki ayırıcı nitelik gönüllülük değil, “devletten bağımsız”lıktır. Bu özellik, siyasi erk meraklısı birçok insan için sıkça, elini siyasete bulaştırmaksızın, siyasi etki yaratma amacına zemin temin eder. Bunda da bir hayır vardır diye düşünmek mümkün. Ama ne yazık ki, bu kuruluşlar zaman zaman, aslında Cumhuriyetimizi içine sindiremeyen kimileri tarafından birçok uğursuzluğa kılıf uydurmak için, ülkede zaaf ve destabilizasyon yaratmak amacı taşıyan dış etkenlere sivil itaatsizlik ortamı sunmak için, yürüyüş yapmak, marş söylemek, poster sallamak ve rozet takmakla işi idare etmek isteyenlere de “kolay Atatürkçülük” için zemin oluşturabilir. Bu nedenle, bu kitapta yapılması gerektiğini vurguladığım işlerin sivil toplum kanadı, “Sivil Toplum Kuruluşu”’ndan ziyade “Gönüllü Toplum Hizmeti Kuruluşu” şeklinde (GHK) anlaşılmalı. GHK, adından da anlaşıldığı gibi gönüllülük esasına dayanır. Bu nedenle, GHK’yı oluşturan kişiler arasında yüzde yüze yakın amaç, anlayış, uyum ve güven birliği şarttır. Klasik dernekçilik anlayışı GHK’nın özüne çok uygun değildir. Gönüllülük oylama ile belirlenmez, gönül bağı ile belirlenir. GHK’yı yönlendiren kararlar oylama ile değil, anlayış birliği ile şekillenmelidir. Aksi halde işler “eksik gönül”le yürür. Ayrıca GHK’ların çalışma enerjisi “aidat verip, yönetimi denetlemek” şeklinde değil, katkıda bulunup, kıvanca iştirak etmek şeklinde oluşur. Tabii bütün bunlar, GHK’ların üye sayısında ve kompozisyonunda da titizlik gerektirir. Ama başka çaresi yoktur. Çünkü gelişigüzel yaratılmış sayısal üye şişkinliği, GHK’nın gücünü değil, zaafını gösterir. Faaliyet amaç ve kapsamlarının gerektirdiği durumlarda GHK’ların yurt, hatta dünya çapında yaygınlık kazanması gerekebilir. Böyle durumlarda, benim görebildiğim tek çözüm, aynı kurumsal kimliğin çalışma birimleri olarak, temsilci bir lider etrafında toplanan nispi özerkliğe sahip uyum ve güven hücreleri şeklinde teşkilatlanmaktır. Bu kısa açıklamadan sonra teşkilatlanma konusundaki görüş ve önerilerime geçiyorum. Ülkemizin irili ufaklı sorunları karşısında somut ve uygulanabilir çözümler üretmek, çözümleri üstlenecek kadrolar yetiştirmek ve var olanları ilişki ve işbirliği içine sokmak, ortak refah yaratmayı hızlandırmak ve halkın güvenini sağlamak üzere somut toplum hizmetlerinde bulunmak, Cumhuriyetçi seçmen bilincini oluşturmak, geliştirmek şeklinde özetlediğimiz uzun süreli, uzun soluklu çalışma gündemi, ilk bakışta insana pek somut gelmeyebilir. Ancak bunlardan birini, örneğin çözüm araştırmalarını dahi alt başlıklara ve uygulama planına dökecek olursak ne kadar karmaşık ve kapsamlı bir tablo ile karşılaşacağımızı kolayca görürüz. Bu nedenle her biri, ayrı bir yazının konusunu oluşturması gereken bu örnekleme ve somutlaştırma işini, okuduğunuz çalışmanın çerçevesinde ele alamıyorum. Bununla birlikte, ülkemizde olup bitenleri görerek üzülen, hatta kahrolan binlerce yurtseverin kafasını kemiren ‘ben ne yapabilirim’ sorusuna kendimce ışık tutmanın da, biraz ayrıntıya girme bahasına yararlı olacağını sanıyorum. En acilinden en vadelisine kadar sorumluluk duygusuna sahip Cumhuriyet mirasçılarının üzerine düşen görevler, hiç bir kişinin veya kurumun tek başına başaramayacağı kadar ağır ve kapsamlıdır. Bu seçeneği akıldan silmek için değil ama, zorluklarını ve sınırlılıklarını görmek için aşağıdaki faktörleri dikkate almak gerekir. Birincisi, bu çağrının muhatabı olan milyonlarca duyarlı yurtsever insanın gözünde bu hareketin, mevcut bir partiye destek aramak anlamına gelmesi son derece yanlış ve güven sarsıcı olur. Ayrıca herhangi bir parti için yapılacak çağrının, bizleri o partiye ilişkin geçmiş icraatı da savunma zorunluluğu ile karşı karşıya bırakacağı açıktır. İkincisi, hepimizin bildiği gibi mevcut siyasal partiler, siyasi yelpazenin en azından merkez sağ veya merkez sol olarak değişik kanatlarında yer almakta ve buna uygun söylemleri sahiplenmekle kendilerini yükümlü hissetmektedirler. Oysa çağrının muhatabı olan insanlar, merkez sağın veya merkez solun değil, Cumhuriyet’in seçmenleridir. Cumhuriyet’in yeniden onarımı için belki de ilk on yıl yapılması gereken çoğu siyasi, ekonomik, sosyal ve hukuki hamleler ne sağa ne de sola özgüdür ve Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde olduğu gibi akılcı, atak, dürüst pragmatik çalışmalardan ibarettir. Bu çalışmaları yapmaya soyunan istekli, muktedir, özverili, dürüst, çalışkan kadrolardan oluşan ve kendini sağ veya solla tanımlamamış örneğin bir ‘Cumhuriyetçi Ulusal Kalkınma Partisi’nin kurulması belki bir seçenek olarak düşünülebilir. Ancak böyle bir seçenek günümüzün şartlarında buna kalkışan insanlara, başarısız olma hakkını tanımayacak kadar ağır bir sorumluluk yükler. Çünkü ülke için bu derece ciddi ve hayati bir konuda eksik şartlarla başlatılan bir girişim yalnız kendi başarısızlığı ile kalmaz, kendisinden sonraki girişimlerin de başlangıç şartlarını ağırlaştırır, ümitleri söndürür. Ayrıca bu işe kalkışan istekli, muktedir, özverili, dürüst, çalışkan kadrolar, zorunlu biçimde kendi girişimlerine angaje olacaklarından ötürü, olası hatalar ve başarısızlıklar karşısında tarafsızlıklarını yitirebilirler. Bütün güçleri bir siyasi partide buluşturmaya kalkışmanın üçüncü sakıncası da, üstlenilen görevin sadece siyasetle sınırlı tutulmuş olmasıdır. Toplumumuz zaten genellikle işleri siyasetçilere havale edip, olan bitenden de yalnızca onları sorumlu tutmak eğilimindedir. Oysa ortak refahın yaratılması için gerekli üretim, adalet ve ahlak düzeninin kurulması ve çalıştırılması, işçisinden Cumhurbaşkanı’na kadar herkesin, özel şirketinden Büyük Millet Meclisi’ne kadar her kurumun müşterek görevidir. Cumhuriyet yurttaşı olarak görevlerimizi yapmak üzere teşkilatlandığımızda, uygun görülen bir veya birden fazla partiye belirli koşullar altında destek vermek, hatta yeni bir partinin kurulmasına dahi önayak olmak zaman içinde gerekli görülebilir. Ancak bu Bu aşamada atılması gereken adım, ülkemizde zaten baş göstermiş bulunan ‘gönüllü hizmet kuruluşları’ hareketine bu yazının kapsamında belirtilen yeni bir bakış açısı, yeni bir boyut kazandırmaktır. Hareketin düzenli, başarılı, gelişmeye ve genişlemeye açık ve yasal biçimde sürdürülebilmesi için çalışmaların mutlaka tüzel kişilik çerçevesinde yapılması gerekir. Tüzel kişilik için çeşitli yasal seçenekler düşünmek mümkündür. İşin o yanı, bu yazının kapsamına göre küçük bir ayrıntı sayılmalıdır. Ancak, önceden de değindiğim gibi, bütün duyarlı insanların doğrudan doğruya tek bir organizasyon altında toplanması pratik değildir. Hattâ uygun da olmayabilir. Çünkü herkesin yaşamı boyunca edindiği uyum ve güven ortamı birbirinden farklıdır. Girişilecek çaba ise, birlikte çalışacak insanlar arasında kesin bir uyum ve güven ortamının varlığını gerektirir. İşte yapılması gereken şey, aynı uyum ve güven gurubuna mensup insanların, bu yazıda belirttiğim duyarlılığı ve sorumluluğu hissetmeleri halinde, yine bu yazıda belirttiğim amaç doğrultusunda bir araya gelmeleri ve uygun tüzel kişilikler oluşturmalarıdır. Bundan sonraki aşama ise, çok sayıdaki uyum ve güven gurupları arasında etkin bir ilişki kurulmasıdır. Adına Ulusal Kalkınma Birliği diyebileceğimiz bu yapı, uyum ve güven hücreleri vasıtasıyla binlerce sorumluluk duygusuna sahip yurttaşı aktif hale getirebilir. Bu ifademizden, ‘ülkemizin sorunları gönüllü kuruluşlarca çözülür’ gibi bir anlam çıkmasın. Ulusal Kalkınma Birliği kavramı eğer yeterince itibar kazanırsa, meslek odaları, sendikalar, üniversiteler, bakanlık temsilcileri, sınaî, ticari, mali sektör ve kurum temsilcileri, belediyeler, basın temsilcileri gibi çok yönlü bir ilişki ağının, sözü edilen ortaklık içinde toplanması hem mümkün hem de gerekli olacaktır. Bu yazıda belirttiğim uzun süreli, uzun soluklu çalışmaya soyunan gönüllü kurumların sahip olmaları gereken niteliklere de değinmeden geçemeyeceğim. Gerekli niteliklerden biri açıkça belirtilmiş bir amaca, kararlılıkla sahip çıkmaktır. Meseleye bu yazının kapsamı açısından bakarsak kurulacak veya birlikte çalışacak örgütlerin örneğin, ülke bütünlüğü ve laiklik gibi iki temelden hiçbir taviz vermeyecekleri açıkça belli olmalıdır. Kimse hoşgörü, demokrasi, uzlaşma vb. gibi ne niyetine tutulduğu anlaşılmayan sözler arkasına gizlenmemeli, kimseye hoş gözükmek için de omurgasızlık yapılmamalıdır. Diğer bir gerekli nitelik özveri ve bilhassa maddi özveridir. Bu göreve soyunmak isteyenler bilmelidir ki, kimse elini taşın altına sokmayanların yanında yer almaz. Kimse ‘akıl benden, gayret ve fedakârlık başkalarından’ diyerek başkalarını akılsız yerine koyanlara itibar etmez. Çözüm üretmek, kadro yetiştirmek, toplum hizmetleri yapmak ve bunları yıllarca bıkmadan, usanmadan inançla, sabır ve istikrarla sürdürmek, önce elini cebine atmayı, arkasından da beyin ve el emeği sarf ederek ek kaynaklar yaratmayı gerektirir. Cumhuriyetin ilkelerini altüst etmeyi amaçlayanların bu konuda yaptıklarını anlat da dur; ama sen onun kırıntısını bile kendi inancın için yapmaya çalışma, sonra da bayrağı kap, mitinge git, “Atatürkçü” ol iş bitsin!.. Miting’ler, yürüyüşler, semboller elbette gerekli ve yararlı. Ama bunları yeterli görmekten, hele ve hele yeterli göstermekten dikkatle sakınılması gerekir. İş bu kadar basit olsaydı, Kurtuluş mücadelemiz Anadolu bozkırlarında değil, Sultanahmet Meydanı’nda halledilirdi. Amaçlanan faaliyetlerin maddi kaynağı elbette yalnızca girişimcilerin maddi özverilerinden ibaret kalamaz. Ama sahip oldukları amaç için bir araya gelen insanlar, kendilerinin dışındaki kaynaklara başvurmadan önce, kendi özverilerini ortaya koymak zorundadırlar. Aksi halde kimse onları ciddiye almaz. Diğer bir gerekli niteliğin uyum ve güven olduğunu burada bir daha önemle vurgulayalım. Aynı uyum ve güven ortamının mensubu olan insanlar, biri birinin davranış ve sözlerinden gereksiz yere başka anlamlar çıkartmaya çalışmazlar. Diğer bir önemli nitelik sabır ve istikrardır. Ülkemizde Cumhuriyet’ten beslenip Cumhuriyet’i hançerlemeye koyulanların tırmanışı, bir günden diğer güne gerçekleşmedi. Onlar bu noktaya ulaşmak için yıllarca uğraştılar. Açıkça söylemek gerekirse özveri ile de çalıştılar. Ellerini ceplerine atmasını bildiler. Gayret ve fedakârlığı başkalarından beklemediler. Onlar vatanını, milletini seven, inanç sahibi dürüst kimi insanları da yanlarına çekmeyi başardılar. Çünkü önceki fedakâr ve vatansever kuşaklardan onurlu bir Cumhuriyet devralanlar, bu mirası sorumsuzluk, duyarsızlık, aymazlık içinde harcadı. Geleneksel ve olumlu ahlak değerlerimize sahip çıkmadığı gibi ‘Batı’yı Batı yapan’ olumlu ahlak değerlerini de kurumlaştıramadı. Şimdi bu çöküntünün, bu omurgasız zeminin bugünden yarına düzeltilmesini beklemek gerçekçi değildir. Bir vakıf kurup, bir dernek oluşturup, üç beş kuruş para sarf edip ertesi gün ‘hani niye düzelmedi’ diye dikilmek kolaycılıktır. Böyle bir vaatle topluluk oluşturmak ve oluşturulan topluluğu ‘şipşak’ beklentiler içine sokmak da sorumsuzluktur. Ulusal Kalkınma Birliği’ni oluşturacak birimler bir büyük onarımın olsa olsa birer parçası olabilirler. Böyle bir girişim, başlanılan işin yıllarca sabır ve istikrar içinde sürdürülmesi gerektiğine inanan, başarının belki birkaç kuşak sonra sağlanmasını göze alan, sağlandığında da kimseden teşekkür dahi beklemeyen, bütünün illa ki tamamı değil parçası olmayı içine sindirebilenlerin girişimidir. Evet, önümüzde zor, ağır, fakat yapılması kaçınılmaz bir görev var. Bu görev başta Cumhuriyet’ten nasibini almış seçkinler olmak üzere herkesin, yapabileceği her şeyi yapmak üzere teşkilatlanmasını ve işbirliğine girmesini gerektiriyor. Ancak bunun için lüzumlu özveriyi, sabrı ve istikrarı gösteremeyecek olanların ortaya çıkmamaları, gölge etmemeleri, hele ve hele gençlerin gözünde bu işin rozet takmakla, ışık yakıp söndürmekle, tencere tava çalmakla, konser dinlemekle geçiştirilebileceği intibaını yaratmamaları, görevin büyüklüğüne ve kapsamına karşı asgari saygı gereğidir.
|
|||||||||||||||
|
||||||||||||||||
|
|
||||||||||||||||