![]() |
||||||||||||||||
|
Cumhuriyetçi Seçmen Dayanışmasını Güçlendirmeliyiz Cumhuriyet mirasçıları, hangi partiye eğilimli olurlarsa olsunlar, asgari müşterekler etrafında ittifak ve organizasyon kurarak, bu asgari ittifak doğrultusunda bir yandan ‘Cumhuriyetçi Seçmen Eğitimi’ne girişmeli, diğer yandan da nefeslerini, politikacıların ensesinde hissettirmelidir. Ülkemizin içinde bulunduğu şartlardan ötürü en geç bugün başlaması gereken bu eylem, acil sorunlar dışında ortak refah oluşturmanın uzun soluklu tabiatından ötürü de süreklilik arz etmelidir. Politikacıların davranışlarını izlemek şeklindeki ifadem mutlak bir kuşkuculuk anlamını taşımıyor. Ben politikacıların, toplumun ortalamasından çok daha değişik olduğunu düşünen bir insan değilim. Ne var ki politikacılar, emeklerini münhasıran topluma adadıklarını beyan etmiş olan insanlardır. Dolayısıyla, bu beyanlarının arkasında durup durmadıklarını araştırma hakkını da diğer yurttaşlara vermiş sayılırlar. Ancak politikacıları izlemek, sadece onların hata ya da kasıtlarını ortaya çıkartmak anlamını taşımaz. İzleme eylemi, politikacıların olumlu ve yararlı çalışmalarını da ortaya koyup, kamuoyunun takdirine sunmak işlevini de içerir. Cumhuriyet mirasçılarının uzun soluklu gündeminde asgari müşterekler bakımından iki temel ve üç doğrultu bulunmaktadır. Temellerden biri, çizilmiş sınırlarımız içinde ülkemizin bütünlüğü, diğeri de objektif hukuk kurallarının dini esaslardan bağımsız olmasıdır. Bu iki temel, zaten anayasamızın değişmez maddeleri arasında mevcuttur. Esasen ülkemizin tepe yönetim kadrolarının tümü, göreve geldiklerinde bu değişmez maddelere aykırı davranmayacaklarına dair namus ve şerefleri üzerine yemin etmiş insanlardır. Dolayısıyla Cumhuriyetçi seçmenin bu temellerin korunmasını beklemek en doğal hakkıdır. Bu sözlerimden demokrasi ve insan haklarının önemsiz olduğu anlamı çıkmamalı. Kalkınmaya elverişli olmayan bir beşeri dokunun, bir de antidemokratik yetkilerle ne kadar kabalaşacağını, zulme ne kadar yatkın olacağını düşünmek, tasavvur etmek zor değil. Bu nedenle olgunlaşan hiçbir demokratik açılımın önü gereksizce ve beceriksizce tıkanmamalıdır. Bu husus, toplumumuzun mutluluğu kadar, ülkemizde öküz altında buzağı arayan batılı siyasetçilerinin ve burjuvazisinin eline koz vermemek için de önemlidir. Ama lütfen kimse, demokrasi ve insan haklarının beşiği sayılan batı dünyasının, ülke bütünlüklerine ve laik rejimlerine karşı ciddi tehlike hissettiği zaman demokrasi ve insan haklarının günlük uygulamalarını askıya almadığını söylemesin. Yakın geçmişi bir yana bırakalım, günümüzde dahi bunun aksini gösteren yüzlerce kanıt var. Temel ile doğrultu arasındaki fark ve ilişkiyi yukarıda kısaca açıklamaya çalıştım. Bu fark ve ilişkiyi hem politikacıların, hem seçmenlerin çok iyi görmesi lâzım gelir. Cumhuriyet seçmenlerinin, temellerle ilgili gözcü ve jüri görevinde sezgi ve yargı gücünü çok iyi kullanması gerekir. Deneyimlerle sabittir ki, Cumhuriyet’in temelleri ile ilgili kötü niyet taşıyanlar, bunları açıkça ortaya koymamakta, iddia ve söylemlerini vicdan sahibi insanlardan, demokrasiye ve dini inancına bağlı yurttaşlardan taraftar toplayabilecekleri tartışma alanlarına çekmektedirler. Bu nedenle Cumhuriyet seçmenlerinin gözcü ve jüri görevi, bir yandan samimi yurttaşlar üzerinde haksızlık ve baskı yaratmayacak, onları karşı saflara itmeyecek, öte yandan da her türlü ‘takiyye’nin gerçek yüzünü açığa çıkaracak ve olanca güçle karşı koyacak bir hassas çizgide sürdürülmelidir. Bu meyanda, “demokrasi” gibi, “dini inanış” gibi özlerinden saptırılarak çarpık ve cumhuriyet karşıtı siyasi amaçlara alet edilmeye yatkın kavramların, samimi takipçilerine büyük görevler düşmektedir. Çünkü kutsal bir inancın çarpıtılmasına en etkili biçimde karşı koyabilecek olanlar, o inancın “ilgisizleri” değil, o inancın samimi takipçileridir. Ne diyeyim; yobazın hakkından mümin gelir! Kuşku yok ki bu görevin en önemli, en hassas, ama en çok emek gerektiren bölümü eğitimdir. Önceden de belirttiğim gibi, ülkemiz eğitim sisteminin en çürük halkasını yurttaşlık eğitimi oluşturuyor. Ülkemiz neden yoksul, dengesiz ve adaletsiz? Borçla, sadakayla, ianeyle refah yaratılır mı? Bu gidişin bedelini kim, nasıl öder? Bağımsızlık nedir; niçin lazımdır? Namus nedir, nerededir? Tanrı’ya inanmak neleri gerektirir? Bedel ödemeden kalkınma olur mu? Bedeli sen, ben ödemezsek kim ödeyecek? Bunları anlatmadan “Atatürkçülük” yapılır, bunları hazmetmeyen “Atatürkçü” olur mu? İşte size bir solukta yurttaşlık eğitimi müfredatından bazı ana başlıklar… Ayrıca kuşku duyulmasın ki toplumu bu doğrultuda eğitmek, topluma yakın olmaktan geçer. Toplumun günlük sorunları ile iç içe bulunmayı, halk dalkavukluğuna düşmeden, tembelliğe, çıkarcılığa prim vermeden çözümler yaratmayı, samimi toplum hizmetleri üretmeyi, kısacası topluma telkinde bulunmaya hak sahibi kılan ‘’halk önderliği’’ konumunu kazanmayı gerektirir. Kendine “Atatürkçü” demek buna yetmez. Burada bir hususu, tekrar ve ısrarla belirtmekte yarar görüyorum: Cumhuriyet’in temellerini korumak, ülkemizin sorunlarını çözmek için gerekli olan, ama yeterli olmayan koşuldur. Aslında, Cumhuriyet’imizin temellerini koruyacak olan şey, uzun hatta orta dönemde ülkemizin sorunlarına çözüm bulmak ve başta ortak refahı yaratmaktır. Bu nedenle de temeller konusunda gözcülük görevi yapmakla Cumhuriyetçi seçmenin görevi bitmez, aksine yeni başlar. Bu görevi hakkıyla yapabilmek için de seçmen sıfatıyla idrak edilmesi gereken en önemli nokta, yukarıda sözünü ettiğim üç doğrultu konusunda, yani kalkınma, denge kurma ve demokrasiyi geliştirme alanında politikacıların ve partilerin yapmaya muktedir olduğu şeyleri yerli yerine oturtabilmektir. Gerek kalkınma, gerek sosyal ve ekonomik denge sağlama, gerek demokrasiyi geliştirme, başta muktedir insanlar olmak üzere bütün ülkenin emek sarf ederek, zaman boyunca durmadan çalışarak yaratabileceği değer ve ortamlar bütünüdür. Zaten bunlara ‘doğrultu’ adını vermem bundan kaynaklanıyor. Bunların hiç biri, politikacıların cebinde duran ve iktidara geldiklerinde halka dağıtacağı şeyler değildir. Hiçbir politikacı, eğer halk dalkavukluğuna itibar etmeyen ve dürüst bir insansa, iktidara geldiğinde ülkeye refah, denge ve demokrasi getireceğini vaat edemez. Çünkü bunların kültürel ve maddi temelleri oluşmuş durumdaysa, zaten politikacıların vaadine gerek kalmaz. Böyle olduğu halde, refahın, dengenin ve demokrasinin koşullarını cebinde sayan, bunları elde etmek için daha çok çalışmamız ve sıkıntılardan geçmemiz gerektiğini halka açıkça söylemeyen, kendini ilerici de ilan etse köhne bir halk dalkavuğundan başka bir şey olmayan politikacı tipine geçit vermemek, Cumhuriyetçi seçmenin, üç doğrultu ile ilgili başta gelen ve sürekli izlemesi gereken görevidir. |
|||||||||||||||
|
||||||||||||||||
|
|
||||||||||||||||