![]() |
||||||||||||||||
|
Zaman İyice Daraldı Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığından nasibini almış, dürüst ve sorumluluk duygusuna sahip yurtseverlerin artık ‘kendi halinde olmak’ gibi bir lüksü yaşamaya maalesef imkânları kalmadı. Yurt dışında da, yurt içinde de ‘Atatürk ilke ve devrimlerini savunan bir yurttaş’ olmak, kimilerince neredeyse özür dilenmesi gereken, düşük bir vasıf haline indirgendi. Kimileri ise kan ve alın teri ile kurulan Cumhuriyeti rozet ve posterle korumaya soyundu. Değişim gibi, bireycilik gibi, ezber bozmak gibi, ilk bakışta olumlu izlenim uyandıran kavram ve değerler, pek çok kimsenin asıl saikleri olan amaçsızlık, kuralsızlık, bencillik gibi niteliklere siper oluşturdu. Bu değersizlikler, Cumhuriyetimizi kurmak uğruna canını ortaya koyan dava adamlarının sahip olduğu toplumsal sorumluluk, ülke bütünlüğü, kalkınma heyecanı, özveri gibi değerleri çiğneyiverdi. Çıkarcılığın, vurdumduymazlığın, şekilciliğin, halk dalkavukluğunun ülkemizi içine düşürdüğü esef verici durumdan, Cumhuriyetimizin temelini oluşturan ilke ve devrimler adeta sorumlu tutulur hale geldi. Yıllarca her gün ayağa dikilip ‘Türküm, doğruyum, çalışkanım’ diye bağırtılan çocuklarımızdan ne ‘Türk’, ne ‘doğru’, ne de ‘çalışkan’ bir toplum üretilebildi. İşte bu olguların yarattığı toplumsal ruh halinin sonucunda, ortak bir amacımız da neredeyse kalmadı. Evet, bu böyle gelmiştir ama böyle gitmemelidir. Herkes, ama özellikle aydınlarımız, seçkinlerimiz, sözü ağızlarında yuvarlamadan, ‘ancak’, ‘fakat’, ‘lakin’ gibi kelimeleri yerli yerinde ve kuşkuya mahal bırakmayacak biçimde kullanarak tavırlarını ortaya koymalı ve bu tavır doğrultusunda da harekete geçmelidir. Ülkemizin, ömrümüzde gördüğümüz en ağır ve sorunlu döneminden geçtiği gün gibi ortadadır. Ne var ki çözümsüzlüğün temel nedeni, aslında her sorunumuzu çözebilecek tek kaynağımız olan insan gücü envanterimizde muktedirlerin isteksizliği, isteklilerin iktidarsızlığı ve hem muktedir hem de istekli olanların teşkilatsızlığıdır. Bu nedenle sorunların çözümüne, muktedir ve istekli insanların, ortakça kabul edilebilecek bir amaç çerçevesinde teşkilatlanması ile başlamak, görünürdeki dişe dokunur tek çaredir. Önemli olan davranışa geçmek ve bundaki özveri ve ciddiyettir. Çünkü karşı karşıya bulunduğumuz sorunların çözümü için muktedir ve istekli insanların sınırsız ve zincirleme sorumlu biçimde ortaya çıkıp, maddi ve manevi edinimlerini ciddiyetle amaca tahsis ederek teşkilatlanmalarından başka çare yoktur. Onlar bu şekilde ortaya çıkmadıkça, ülke sorunlarına ve çözümlerine, doğru teşhis koymaları da önemli değildir. Çünkü ülkemizin sorunları, her ne kadar seçkinlerin öncülüğünü gerektirse de, sonuçta ancak kitlelerin gayret ve fedakârlığı ile çözülür. Kitleler ise, aklın kendisinde ama gayret ve fedakârlığın başkalarında olduğu yaklaşımıyla hareket edenleri derhal teşhis eder ve peşinden gitmezler. Muktedir ve istekli insanların ülkeye sahip çıkmalarındaki ciddiyet, özveri ve kararlılık, yalnız onları takip edecek kitleleri değil, ülkenin dirliğine kastedenleri de etkiler. Çünkü ülkenin dirliğine kastedenler bu cesareti kendi amaçlarının gücünden ziyade, ülkelerini koruması gerekenlerin amaçsızlığından, cesaretsizliğinden ve teşkilatsızlığından alırlar. Bu arada şunu da teslim etmek gerekir ki, muktedir ve istekli insanların, amaçlı biçimde ve akılcı bir cesaretle ortaya çıkmaları bakımından, onların geçmişteki tutum ve davranışları da artık bu noktadan sonra çok önemli değildir. Çünkü toplumumuzun düzeni, maalesef hemen hemen hiçbir alanda insanlara tertemiz bir yol bırakmamıştır. İtiraf edelim ki toplumumuzun neredeyse bütün bireyleri, bir gün örneğin bir arsa alış verişinde, gereken vergiyi ödememek gibi masum sayılabilecek biçimde de olsa bir anlamda suça iştirak etmiş veya ettirilmiştir. Dolayısıyla, bugünden sonra içtenlikle beynini, yüreğini ve maddi varlığını erdemli bir davranışla ortaya koyup, başkalarından da aynı şeyi bekleyecek olanları, geçmişe ait eleştirilerle yıpratmaya çalışmanın pratikte ne anlamı, ne de yararı vardır. Bu acımasızlığın ve hoşgörüsüzlüğün en büyük zararı ise, kendini ortaya koymak isteyenleri karalayıp engelleyerek, zaten hiçbir şey yapmak istemeyen sorumsuz ve tavırsızların, bu sorumluluğuna ve tavırsızlığına prim sağlamaktır.
|
|||||||||||||||
|
||||||||||||||||
|
|
||||||||||||||||